Devlet memurluğu, kamu hizmetlerinin düzenli ve kesintisiz şekilde yürütülmesini sağlayan, kanunla güvence altına alınmış bir kamu görevi statüsüdür. Ancak bu statü, belirli şartların sağlanmasına ve devam ettirilmesine bağlıdır. Memuriyetten çıkarma ise, bir kamu görevlisinin bu statüyü sürekli olarak kaybetmesine neden olan en ağır idari yaptırım olup, hem disiplin hukuku kapsamında hem de ceza hukuku kaynaklı sebeplerle gündeme gelebilir.
Meslekten çıkarma cezası, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/e maddesinde düzenlenen en ağır disiplin yaptırımıdır. Bu yaptırımın uygulanmasıyla memurun kamu göreviyle ilişkisi kesin olarak kesilir ve yeniden devlet memurluğuna atanması mümkün olmaz. Böylece yalnızca mevcut görevi değil, ileride kamu hizmetine girme imkânı da ortadan kalkmış olur.
Devlet Memurları Kanunu m. 98 memuriyetin hangi durumlarda sona ereceğini düzenlemiştir. Buna göre;
- Disiplin kararı ile çıkarma,
- Memuriyete girişte aranılan şartlardan herhangi birinin sonradan taşınmadığının anlaşılması ya da görev süresi içinde bu şartlardan birinin kaybedilmesi,
- İstifa edilmesi,
- Emeklilik,
- Vefat etme durumlarında kişinin memuriyeti sona erecektir.
Bu yazımızda özellikle disiplin cezası sonucu meslekten çıkarma ile memuriyete giriş şartlarının (özellikle adli sicil ve mahkûmiyet nedeniyle) sonradan kaybedilmesi hâllerinde memuriyetin sona ermesi konuları ele alınacaktır.
Disiplin Yaptırımı Sebebiyle Memuriyetten Çıkarılma
Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin (E) bendi, memura uygulanabilecek en ağır disiplin yaptırımı olan “Devlet memurluğundan çıkarma” cezasını ve bu cezayı gerektiren fiilleri düzenlemektedir. Bu yaptırımın temel sonucu, kişinin bir daha devlet memurluğuna atanamayacak şekilde kamu görevinden kesin olarak çıkarılmasıdır.
Madde içeriğine göre bu sebepler şöyle sıralanmaktadır:
- İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların çalışma düzenini bozmak, grev ve iş yavaşlatma gibi eylemlere katılmak.
- Yasaklanmış yayınları veya siyasi/ideolojik içerikli materyalleri basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya kurum içinde sergilemek.
- Bir siyasi partiye üye olmak.
- Mazeretsiz olarak bir takvim yılı içinde toplam 20 gün göreve gelmemek.
- Savaş, olağanüstü hal gibi durumlarda verilen görevleri yerine getirmemek.
- Amirlerine, maiyetindekilere veya iş sahiplerine yönelik fiziksel saldırıda bulunmak.
- Memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak ölçüde yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak.
- Yetki almadan devletin gizli bilgilerini ifşa etmek.
- Terör örgütleriyle eylem birliği içinde olmak, bu örgütlere yardım sağlamak, kamu kaynaklarını bu örgütler lehine kullanmak/kullandırmak veya propagandalarını yapmak.
Memurluktan çıkarma cezası, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 126. maddesi uyarınca yalnızca Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilebilir. Disiplin amirleri veya kurum yöneticileri bu cezayı doğrudan uygulama yetkisine sahip değildir; yalnızca soruşturma dosyasını hazırlayarak kurula sevk edebilirler.
Yüksek Disiplin Kurulu, memur hakkında düzenlenen soruşturma dosyasını inceler, savunmasını alır ve isnat edilen fiil yönünden çıkarma cezasını kabul ya da reddeder. Kurulun başka bir disiplin cezası tayin etme yetkisi bulunmamaktadır. Şayet kurul çıkarma cezasını reddederse, disiplin amirleri 15 gün içinde uygun gördükleri daha hafif bir disiplin cezasını uygulayabilirler.
Cezanın İptali ve Memurun Göreve İadesi Davası
Devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı idari yargıda iptal davası açılabilir. Kanunda bu cezaya karşı ayrıca bir itiraz yolu öngörülmemiştir. Bu nedenle genel hükümlere başvurulur. Memur, çıkarma cezasının yazılı olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde dava açma hakkına sahiptir.
Kamu görevlilerinin görevine son verilmesi, emekliye sevk edilmesi veya görevden uzaklaştırılması işlemlerine karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, ilgilinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir.
Bu kapsamda, devlet memurluğundan çıkarılan kişi, tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde son görev yaptığı yer idare mahkemesinde iptal davası açabilir.
Adli Mahkumiyet Sebebiyle Memuriyetten Çıkarılma
Disiplin yaptırımı dışında, memuriyetin sona ermesine yol açan en sık durumlardan biri de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesinde düzenlenen adli sicil şartının sonradan kaybedilmesidir. Memuriyete girişte aranan bu temiz sicil koşulunun ortadan kalkması, kamu görevlisinin statüsünü sürdürememesine neden olabilir.
Memuriyete Engel Suçlar ve Cezalar
657 sayılı DMK burada üç ilke benimsemektedir:
- Taksirli suçlar, hükmedilen cezanın süresine bakılmaksızın kural olarak memuriyete engel sayılmaz. Örneğin, taksirle yaralama suçu nedeniyle 4 yıl hapis cezasına mahkûm edilen bir kişi memuriyete atanabileceği gibi, bu fiili görevdeyken işlemiş olsa dahi sırf bu nedenle devlet memurluğuna son verilemez. Ancak memurun taksirli bir suçtan aldığı hapis cezasının infazı süresince fiilen görev yapması mümkün olmayacağından, bu dönemde görevden uzaklaştırılması söz konusu olabilir. Ceza infaz edildikten sonra ise memurun görevine iade edilmesi gerekir.
- Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olan kişiler memuriyete alınamaz. Bu nitelikte bir mahkûmiyetin memuriyet sırasında gerçekleşmesi halinde ise, kişinin kamu görevi sona erer. Ancak hükmedilen bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi durumunda, memuriyete engel hali ortadan kalkar. Örneğin, hakaret suçu nedeniyle 1 yıl hapis cezasına mahkûm edilen bir kişinin cezası adli para cezasına çevrilmişse, bu mahkûmiyet tek başına memuriyetten çıkarılma sonucunu doğurmaz.
- Bazı suçlar bakımından ise mahkûm olunan cezanın süresi önem taşımaz; suçun niteliği tek başına memuriyete engel teşkil eder. Uygulamada bu tür fiiller “memuriyete engel suçlar” olarak adlandırılmaktadır. Örneğin, güveni kötüye kullanma suçundan 3 ay hapis cezası alan bir kişinin cezası adli para cezasına çevrilmiş olsa dahi, bu suç niteliği itibarıyla memuriyete engel kabul edildiğinden kişi memuriyete atanamaz; hâlihazırda memur ise görevine son verilir.
“Memuriyete engel suçlar” kavramı, verilen cezanın süresine bakılmaksızın, suçun niteliği nedeniyle kişinin memur olamamasını ifade eder. Bu tür suçlarda cezanın hapis ya da adli para cezasına çevrilmiş olması sonucu değiştirmez; belirleyici olan suçun vasfıdır. Örneğin, zimmet suçu nedeniyle hakkında 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen bir kişi, ceza hapis değil para cezası olsa dahi memuriyete atanamaz; hâlihazırda devlet memuru ise görevine son verilmesi söz konusu olur.
Yüz Kızartıcı Suçlar
Memuriyete niteliği sebebiyle engel teşkil eden suçlar DMK m. 48/5 hükmünde sınırlı olarak sayılmıştır. Bu suçlar şöyledir:
- Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (TCK m.309 ila m.316 arasındaki tüm suçlar),
- İhaleye fesat karıştırma,
- Edimin ifasına fesat karıştırma,
- Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama,
- Kaçakçılık suçları,
- Hırsızlık Suçu,
- Dolandırıcılık Suçu,
- Güveni Kötüye Kullanma Suçu,
- Rüşvet Suçu,
- İrtikap Suçu,
- Zimmet Suçu,
- Hileli İflas (TCK md.161),
- Tüm sahtecilik suçları, (Özel Belgede Sahtecilik Suçu, Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu, Parada Sahtecilik Suçu (TCK md.197), Kıymetli Damgada Sahtecilik (TCK md.199),Mühürde Sahtecilik Suçu (TCK md. 202) vb.).
Kişi memuriyete atandıktan sonra, memuriyete engel teşkil eden suçları göreve başlamadan önce işlediğinin sonradan ortaya çıkması ya da görev sırasında bu nitelikte bir suçtan mahkûm olması hâlinde memuriyetine son verilir.
Zira memur, görev süresi boyunca 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen memuriyete giriş şartlarını taşımaya devam etmekle yükümlüdür. Bu şartlardan herhangi birinin kaybedilmesi, kamu görevi statüsünün sona ermesine yol açabilir.
Suçun İnfazı Sırasında Memurluk Yapma Yasağı
Suçun niteliği ya da verilen cezanın süresi ne olursa olsun, hakkında hapis cezası bulunan bir kişinin cezanın infazı süresince devlet memurluğu yapması mümkün değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53/1-a maddesi uyarınca, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kamu görevinde bulunma yasağı uygulanır.
İnfazın tamamlanması yalnızca cezaevinde geçirilen süreyi değil; denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme dönemlerini de kapsar. Başka bir ifadeyle, kişinin mahkûm olduğu hapis cezasını tüm sonuçlarıyla birlikte tamamladığı ve kesin olarak tahliye edildiği tarih esas alınır.
Örneğin, taksirli bir suç nedeniyle 4 yıl hapis cezasına mahkûm edilen bir memurun cezasının infazına 15.06.2020 tarihinde başlandığını varsayalım. Bu memur, cezasının 18 ayını ceza infaz kurumunda geçirmiş, ardından 18 ay denetimli serbestlik kapsamında dışarıda bulunmuş ve son 12 aylık koşullu salıverilme süresini de tamamlayarak cezasını bihakkın tahliye tarihine kadar infaz etmiş olsun. Bu durumda cezanın infazı 15.06.2024 tarihinde tamamlanmış sayılır. Dolayısıyla söz konusu memur, 15.06.2020 ile 15.06.2024 tarihleri arasında devlet memurluğu görevini yerine getiremez.
Fiilin taksirli bir suç olması ya da kasten işlenmiş olmakla birlikte verilen hapis cezasının bir yılın altında kalması durumunda, cezanın infazı süresince memur hakkında görevden uzaklaştırma tedbiri uygulanmalıdır (657 sayılı Kanun m. 140).
Görevden uzaklaştırma kararı, yetkili amir tarafından verilir ve bu tedbir süresiz değildir. Kanunun 145/2. maddesi uyarınca, yetkili amir her iki ayda bir memurun durumunu yeniden değerlendirerek görevine iade edilip edilmeyeceği konusunda karar almakla yükümlüdür.
Hapis Cezasının Ertelenmesi Durumunda Memuriyet
Hapis cezasının ertelenmesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda cezanın infazına ilişkin bir kurum olarak düzenlenmiştir. Erteleme kararı verildiğinde hükümlü ceza infaz kurumuna girmez; cezasını cezaevi dışında geçirir ve mahkemece belirlenen denetim süresini yükümlülüklere uygun ve iyi hâlli şekilde tamamladığı takdirde ceza infaz edilmiş sayılır.
Dolayısıyla, cezanın ertelenmesi hâlinde de ortada infaz edilen bir mahkûmiyet hükmü bulunmaktadır. Hapis cezasının ertelenmesi durumunda memuriyetten çıkarılmaya ilişkin olarak şu sonuçlar gündeme gelir:
· Ertelenen hapis cezası bir yıl veya daha fazla ise: Bu durumda mahkûmiyet, 657 sayılı Kanun m. 48/A-5 kapsamında memuriyete engel teşkil eder. Kişi henüz memur değilse memuriyete alınamaz; hâlen devlet memuru ise görevine son verilir.
· Ertelenen hapis cezası bir yılın altında ise ve suç memuriyete engel suçlardan değilse: Bu halde memuriyet statüsü kendiliğinden sona ermez. Ancak cezanın infazı kapsamında belirlenen denetim süresi boyunca memur hakkında görevden uzaklaştırma tedbiri uygulanır. Denetim süresinin sorunsuz tamamlanması halinde memuriyetine devam edebilir.
· Ertelenen hapis cezası memuriyete engel suçlardan kaynaklanıyorsa: Bu durumda cezanın süresine bakılmaksızın, suçun niteliği gereği memuriyet statüsü sona erer; kişi memuriyete atanamaz veya mevcut memuriyeti sonlandırılır.
Hukuki Süreçte Uzman Avukat Desteğinin Önemi
Devlet memurluğundan çıkarma cezası, disiplin hukukunda en ağır yaptırımdır. Bu ceza ile memurun kamu görevine son verilir. Ayrıca kişi yeniden memuriyete atanamaz.
Bu ceza, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmiştir. Devletin itibarını zedeleyen fiiller bu kapsamda değerlendirilir. Özellikle yüz kızartıcı suçlar, göreve devamsızlık ve amire fiili saldırı gibi eylemler memuriyetten çıkarma sonucunu doğurabilir.
Uygulamada disiplin soruşturmasının usule uygun yürütülmesi büyük önem taşır. Savunma hakkı mutlaka tanınmalıdır. Aksi halde verilen ceza iptal edilebilir. Disiplin kurulu kararına karşı idari yargı yoluna başvurmak mümkündür. Bu nedenle sürecin başından itibaren idare hukuku alanında uzman bir avukattan destek alınması hak kayıplarını önler.